Ratatuy'dan Türlü'ye - Proust Etkisi
08 Mayıs 2025 - 02:14
"Hafıza-i beşer nisyan ile malûldür" diye bir söz var. Beşer, insan; nisyan, unutmak; malûl ise vücutça sakat anlamına geliyor. Yani insan hafızasının eksikliği unutkanlığıdır. Unutma eylemi insanın ayrılmaz bir parçasıdır. Zaten "insan" ve "nisyan" kelimeleri aynı kökten beslenirler. Bu yüzden insanın "özü" itibariyle unutkan bir varlık olduğunu söyleyebiliriz.
Unutuyoruz ama unuttuğumuz verileri hafızamızdan silemiyoruz. Bugün insan hafızasındaki hiçbir verinin kaybolmadığını biliyoruz. Beynimiz her türden deneyimimizi kaydeden olağanüstü bir bilgisayar gibi çalışıyor. Fakat hepsini birden bilinçli bir şekilde aklımızda tutamıyoruz. Zaten "sakatlık" burada. Duyularımızla hissettiğimiz her veriyi farkında olmadan beynimizde depoluyoruz. Çocukken yediğimiz bir yemeğin tadını ve kokusunu yıllar sonra bambaşka bir deneyimle ansızın hatırlayabiliyoruz. Geçmişte yaşadığımız bir olay, yıllar sonra karşımıza çıkabiliyor.
Fransız yazar Marcel Proust "Kayıp Zamanın İzinde" adlı romanında bu durumdan bahseder. Tat, koku gibi duyusal uyarıcıların yoğun ve detaylı anıları tetiklemesi olayına Proust Etkisi deniliyor. Romanın başkahramanı, ıslatılmış bir madlen kekinin tadıyla çocukluk anılarına geri gider. Bu etkiyi en iyi şekilde beyaz perdeye aktaran yapımlardan biri "Ratatouille" animasyon filmidir. Anton Ego isimli bir gurme, Fare Remy'nin yaptığı "ratatuy (ratatouille)" yemeğini tattığında bir anda zihni, çocukluğuna ışınlanır. Geçmişte annesinin yaptığı yemek ile Fare Remy'in yaptığı yemeğin tadı aynıdır. Gurme karakteri adeta "çatalla" zaman yolculuğuna çıkmış gibidir. Remy'nin kelime anlamı da "kürekçi"dir.
Bu animasyon filminin ismi de geleneksel Fransız haşlanmış sebze yemeğinden gelir. Bir tür yoksul köylü yemeğidir aslında. Ratatuy kelimesinin kökeni "karıştırmakla" alakalı. Bizdeki türlü yemeği gibi. Mesela şakşuka yemeği de öyledir. Kabak, patlıcan, patates, domates, sarımsak ya da evde o an hangi sebze varsa onları karıştırıp yemeği yapıyorsun. Afiyet olsun. İşte sıradan bir "türlü" yemeği, bazen bize çok etkili bir hatırlatıcı olabiliyor. Günlük hayatta buna benzer binbir türlü hatırlatıcı durum ile karşılaşıyoruz. Bu kimi zaman bir tat, kimi zaman bir koku ile karşımıza çıkıyor. Bazen bir söz, bazen de tek bir rüya hatırlamamızda etkili olabiliyor. "Geri yükleme noktası" dediğimiz fenomen de bu duruma benziyor.
Evet, insan özü itibariyle unutkan bir varlık. Bu "sakatlıkla" başa çıkmanın çeşitli yolları var. Bunlardan en önemlisi "yazma" eylemidir. Sürekli yazan bir insanın hafızasının kuvvetli olduğunu söyleyebiliriz. Dünya dediğimiz bu yerde binbir türlü hatırlatıcı mevcut. Kimi zaman iyi, kimi zaman kötü anılar zihnimizi işgal eder. Travmalara karşı tedbirli olmakta fayda var.
Sonuçta hafıza-i beşer "hatırlamakla" da ilişkilidir. Toprağımızda yetiştirdiğimiz ürünlerle yemek yapma kültürünü alışkanlık haline getirmemiz gerekiyor. Bize hatıra kalan özenle seçilmiş malzemelerle yemekler yapalım. Türlü türlü malzemelerle ortaya şaheserler çıkaralım. Hepsi bize "özel" olsun. Yapacağımız yemeğin ağızda bıraktığı enfes tadıyla düşlerimiz canlansın. Bu düş, gelecek nesillere miras bırakacağımız unutulmaz sofra düzeninin adıdır. Bereketli olsun.
Unutuyoruz ama unuttuğumuz verileri hafızamızdan silemiyoruz. Bugün insan hafızasındaki hiçbir verinin kaybolmadığını biliyoruz. Beynimiz her türden deneyimimizi kaydeden olağanüstü bir bilgisayar gibi çalışıyor. Fakat hepsini birden bilinçli bir şekilde aklımızda tutamıyoruz. Zaten "sakatlık" burada. Duyularımızla hissettiğimiz her veriyi farkında olmadan beynimizde depoluyoruz. Çocukken yediğimiz bir yemeğin tadını ve kokusunu yıllar sonra bambaşka bir deneyimle ansızın hatırlayabiliyoruz. Geçmişte yaşadığımız bir olay, yıllar sonra karşımıza çıkabiliyor.
Fransız yazar Marcel Proust "Kayıp Zamanın İzinde" adlı romanında bu durumdan bahseder. Tat, koku gibi duyusal uyarıcıların yoğun ve detaylı anıları tetiklemesi olayına Proust Etkisi deniliyor. Romanın başkahramanı, ıslatılmış bir madlen kekinin tadıyla çocukluk anılarına geri gider. Bu etkiyi en iyi şekilde beyaz perdeye aktaran yapımlardan biri "Ratatouille" animasyon filmidir. Anton Ego isimli bir gurme, Fare Remy'nin yaptığı "ratatuy (ratatouille)" yemeğini tattığında bir anda zihni, çocukluğuna ışınlanır. Geçmişte annesinin yaptığı yemek ile Fare Remy'in yaptığı yemeğin tadı aynıdır. Gurme karakteri adeta "çatalla" zaman yolculuğuna çıkmış gibidir. Remy'nin kelime anlamı da "kürekçi"dir.
Bu animasyon filminin ismi de geleneksel Fransız haşlanmış sebze yemeğinden gelir. Bir tür yoksul köylü yemeğidir aslında. Ratatuy kelimesinin kökeni "karıştırmakla" alakalı. Bizdeki türlü yemeği gibi. Mesela şakşuka yemeği de öyledir. Kabak, patlıcan, patates, domates, sarımsak ya da evde o an hangi sebze varsa onları karıştırıp yemeği yapıyorsun. Afiyet olsun. İşte sıradan bir "türlü" yemeği, bazen bize çok etkili bir hatırlatıcı olabiliyor. Günlük hayatta buna benzer binbir türlü hatırlatıcı durum ile karşılaşıyoruz. Bu kimi zaman bir tat, kimi zaman bir koku ile karşımıza çıkıyor. Bazen bir söz, bazen de tek bir rüya hatırlamamızda etkili olabiliyor. "Geri yükleme noktası" dediğimiz fenomen de bu duruma benziyor.
Evet, insan özü itibariyle unutkan bir varlık. Bu "sakatlıkla" başa çıkmanın çeşitli yolları var. Bunlardan en önemlisi "yazma" eylemidir. Sürekli yazan bir insanın hafızasının kuvvetli olduğunu söyleyebiliriz. Dünya dediğimiz bu yerde binbir türlü hatırlatıcı mevcut. Kimi zaman iyi, kimi zaman kötü anılar zihnimizi işgal eder. Travmalara karşı tedbirli olmakta fayda var.
Sonuçta hafıza-i beşer "hatırlamakla" da ilişkilidir. Toprağımızda yetiştirdiğimiz ürünlerle yemek yapma kültürünü alışkanlık haline getirmemiz gerekiyor. Bize hatıra kalan özenle seçilmiş malzemelerle yemekler yapalım. Türlü türlü malzemelerle ortaya şaheserler çıkaralım. Hepsi bize "özel" olsun. Yapacağımız yemeğin ağızda bıraktığı enfes tadıyla düşlerimiz canlansın. Bu düş, gelecek nesillere miras bırakacağımız unutulmaz sofra düzeninin adıdır. Bereketli olsun.



YORUMLAR