Altkültürde kurbanın da suçlunun da aşamadığı ortak bir örüntü vardır. Toplum denen şey, ahali kurban kendini toparlamaya başlasa, suçlu suçunun bedelini ödese de İki tarafın da aynı halde kalması için bir uğraş içine girer. Kurban mağduriyetini izale etmesine rağmen o hala o kurban olması haliyle hatırlanır ve üstelik ona bu direkt ve dolaylı yollarla hatırlatılır. Suçlu için de benzer bir durum söz konusudur. Suçunun cezasını misliyle çekse de, tövbe gibi mekanizmalarla tekrar aynı yola düşmeyeceğini iddia etse de ahali ona suçlu olduğunu hatırlatır. Bu kavgadan, aynı ahaliden çıkmış olan kurban da suçlu da artık dönüşemeyecek şekilde yenik çıkacak, yenik kalacaktır. İradesi zayıf, duygudurum kontrolü olmayan, duygusal şantajlarla yaşayan ahali, niyeti iyilik de olsa kurbanı kurban olarak suçluyu suçlu olarak tutacaktır.
"Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız. Ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla..." diyen şair bu konuya da temas etmek istemiştir. Gerçek kötülüğü, gerçek yalanı görmek... Bu elbette tuhaf bir ifadeler yumağı oldu. Gerçek bir yalan... Günlük, sıradan, basit, paçoz hayatlar yaşanıyor. Gerçek bir yalanı anlamak için gözlerdeki filtrenin de değişmesi gerek.
Büyük bir adam "Çocuğu toplum yetiştirir." demişti. Okulda yükle, evde yükle, dürüstlüğü, ahlak denen mefhumu, istikrar denen o kıymetli değeri istediğin kadar işle. Toplum, teneffüste gördüğü arkadaşlar, tezgahın arkasından poşete kötü meyveleri atan pazarcı, pestisitli meyveleri piyasaya sürüveren çok büyük siyasilerle dost meyve toptancısı ve dahasını gören çocuk bunun norm olduğunu görecektir. O normla tek başına kavga ettiğinde asla yenemeyeceği görecektir. Ve yavaş yavaş salınan bir zehir gibi o da sınavda kopya çekerek sınıf geçecek, emekle gelinen makamlara ulaşmak için paçozluk etmeyi kabullenecektir.
Yalanında bile dürüst olmayıp sabit bir yalanla günü geçiştiremeyenlerin hüküm sürdüğü bu düzlemde ona kaçılacak, sığınılacak bir yer elbette vardır.
Refik Tırpan ALTAY

