"Kalitesiz Bir Hayatı Pahalı Yaşamak" - Gıda Özelinde Pespaye Uygulamalar

Nuri N. Dokuzoğlu

"KALİTESİZ BİR HAYATI PAHALI YAŞAMAK"- GIDA ÖZELİNDE BAZI PESPAYE UYGULAMALAR
Gıda gibi insanın temel ihtiyacı olan bir konuda ülkemizde yıllardır süregelen alım gücü problemi ve gıda olarak adlandırdığımız şeylerin sunileşme problemi var. İnsanlarla oturup bu konuları masaya yatırsanız, çoğunun, alım gücü problemi ve gıdaların sunileşmesi konusunda size hak verdiğini ve bundan muzdarip olduğunu görürsünüz. Ama özellikle gıdaların suni olması konusunun, kamuoyunda tuhaf bir önemsenmeme ve konunun dile getirilmeme gibi ciddi bir problemi var. Alım gücü problemi, ülkenin zaman zaman yaşadığı bir problem. Ortalama insanın buna biraz "bağışıklığı" var. Ama gıdaların suni olması problemine, son dönemlerde bunun neredeyse önüne geçilemez ölçüde yaygınlaşmış olması gerçeğinin acı sonucuna çoğu kimse kolay kolay alışamayabilir.

Bir kesim ekonomik şartlar gereği, gıdaya yalnızca satın alabilme açısıyla bakarken bir kesim de bu gıda görünümlü tabiri caizse endüstriyel enkazların sonuçlarından habersiz görünüyor. Konunun farkında olup bunu önemseyenler de yeterince kamuoyu desteği alamadığı için konu da yeterince dile getirilmiyor. Bu gerçeğin aslında farkında olan ve nesillerin geleceğini önemsemeyen muktedirler ve bunların sözde üreticileri, hak edilmemiş imkânlarla yapılan berbat endüstriyel üretimlere onay verip ses çıkarmayarak sıradan insan ve ahali üzerinden sermayeyi doğrultuyorlar.

Bazı "endüstriyel enkazlardan" ve bu enkazların anormalliklerinden bahsetmeyi önemli görüyorum. Sosyal medya aracılığı ile bazı gruplar bu gıda firmalarının "foyasını meydana çıkarıyor.". Ama "gerçek", hak ettiği değeri ahali nazarında bulmuyor.

Orta Anadolu’da bir şehirde büyük umutlarla kurulan fabrikanın, bir dönem gıda sektöründe önemli bir isim yapmış markasının 2 ürününden bahsedelim: 1. ürün "çilekli süt" adıyla satılıyor. Malumunuz meyveli sütler daha çok çocuklara hitap ediyor. Haliyle de ambalaj üzerinde çocukların sevdiği çizgi film karakterleri yer alıyor. Çocuk için dışarıdan bakınca ürün gayet cazip görünüyor. Süt, çilek ve sevdiği çizgi film karakteri… Üründe bir de meyveli yazıyor. Ama içeriden bakınca öyle olmuyor. Üründe düşük oranda süt var ve ürünün büyük oranının süt tozu olduğu ihtimali kuvvetleniyor. Çilek kısmına geldiğimizde üründe karşımıza yine komik bir çilek oranı çıkıyor. Diğer taraftan yapay aroma vericiler, renk vermesi için eklenen gıda boyaları ve diğer zararlı katkı maddeleri derken firma ortaya sözde bir çilekli süt çıkarıyor.

2. ürün ise kakaolu fındık kreması. Üründe fındık yok denecek kadar az. Süt tozu ile birlikte şeker ve yağ oranı da bir hayli fazla görünüyor. Üründe bahsedilen yağlar da palmiye, pamuk ve ayçiçek yağları… Yani kısaca fındık kremasını çok seven bir çocuğun aynı isimle ne yediğini anlaması için derin bir gıda literatürü bilgisine ve dil becerisine sahip olması gerekiyor. Çocuğun yediği şey de aslında fındık kreması olmuyor.

Gıdadaki bu acımasızlığın genç, yaşlı, çocuk, bebek demeden nasıl yapıldığına bir başka örnek: Ürün bir bebek bisküvisi. Üründe glikoz şurubu var ve bu, ürün içerik bilgisinde veriliyor. Ama ürün aynı zamanda "helal" sertifikalı olarak satılıyor. Üründe bir de palmiye yağı var. Palmiye yağı bilgisi, ürünün içerik bilgisinin Türkçe kısmında verilmiyor ama İngilizce ürün içerik bilgisinde üründe palmiye yağı olduğu bilgisi veriliyor. İngilizce bilmiyorsak üründe palmiye yağı olduğunu bilemeyeceğimiz gerçeği ortaya çıkıyor. Ayrıca firmanın bu tavrını, sehven yapılan bir hata olarak değerlendiremiyoruz. Firma, palmiye yağı bilgisini vermeyerek ürünü ihraç etse, ihraç edildiği birçok ülkede palmiye yağı tespit edildiğinde ürün firmaya geri gönderilir ve bir daha aynı ürünü firma ihraç edemeyebilir. Dolayısıyla olay aslında tam bir Şark kurnazlığı.

İthal ürünlere son dönemlerde çok fazla dikkat edilmesi gerekiyor. İthal ürünlerde, ithalatta düşürülen vergiler, ithalatçılara sağlanan başka kolaylıklar, halkın birçok ürüne daha ucuza ulaşabilmesi amacıyla sağlanıyor olmayabilir. Başka ülkelerden ürün ithal ederek ürünü "yerli marka" adıyla pazarlamak hatta bir de bunu devlet markası ile pazarlamak son dönemin pespayeliklerinden. Kırmızı mercimekten nohuda ithal edilen bu ürünler, Türkiye’de paketleniyor. Ürünlerin hangi yılın mahsulü olduğunu tam olarak anlamak da güç görünüyor. Nitekim ithal ürünü kendi üretmiş gibi satan bir zihin yapısının çok eski bir ürünü yeni gibi satması muhtemeldir ki yine son dönemde bazı araştırmacılar eski mahsul ürünlerin, yeni mahsul gibi satıldığını ortaya çıkarmıştı. Bu yapılanın devlet eliyle yapılıyor olması acı gerçeği üzerinden de konunun uzun uzun konuşulması gerektiğini hatırlatalım.

Tüketim tarihi geçmiş tavuk etlerinin, farklı usullerle kötü kokusu giderilerek ve yeniden paketlenerek satılması, yine kokmaya başlamış kırmızı etlerin taze etlere karıştırılarak bu etin tazeymiş gibi satılması, gemide ölen hayvanların leş etlerinin kasap kasap gezilerek ucuza kasaplara ardından da o etlerin insanlara satılması… Normalde kedi ya da köpeğin önüne koyduğunuzda onların yemediği süt ve et ürünlerinin market raflarında satılıyor olması derken gerçekten de bu pespayeliğin nasıl bir seviyede olduğunu anlamak çok zor ve bir o kadar da ürkütücü. Detayına insek yüzlerce kalem üründe benzer olayları görmek mümkün. Bir de bu pespayeliğe, bu kalitesizliğe insanların çok pahalıya erişiyor olması da bir hayli izahı zor bir mesele olarak karşımıza çıkıyor.

Bütün bunları duyunca, kendine bu durumu "mesele" haline getiren duyarlı bir insan, tarım ve hayvancılığa dair "güzelleme" yapanların normalde, dillerinin tutulmasını ve bu güzellemelerin yazılı olduğu dövizlerin yerle bir olması gerektiğini düşünüyor. Ama hiçbir şeyin olması gerektiği gibi ilerlemediği coğrafyada aslında bu olması gereken de olmuyor ve nesillere, paçozca kurgulanmış bir cehennem simülasyonu yaşatılıyor.
Nuri N. DOKUZOĞLU

Kaynak:
1-https://www.instagram.com/gidadedektifi