Palyatif Toplum - Kitap Analizi

Nuri N. Dokuzoğlu

“ ‘Palyatif’ sıfatının kökeninde Latince ‘manto’ anlamına gelen pallium ve bundan türeyen ‘paltoyla örtmek’ anlamına gelen palliare sözcükleri vardır. Tıpta temeldeki hastalığın tedavisinin mümkün olmadığı durumlarda hastanın şikâyetlerini, esas olarak da acılarını gidermeye yönelik tedaviyi tanımlamak için kullanılır.”
 
Ayrıca palyatifin, "etkisi köklü olmayan, duruma geçici çözüm getiren, geçici, muvakkat" gibi anlamları da var.*

“Acıya karşı tavrımız nasıl bir toplumda yaşadığımızı ortaya koyar. Acılar şifrelerdir.”
Byung-Chul Han

Byung-Chul Han “Palyatif Toplum – Günümüzde Acı” adlı kitabında, genel olarak, modern zamanlarda acıya olan bakış ve bunun sonuçları üzerinde bir analiz yapıyor. Yazar, sanat, siyaset, psikoloji, tıp, felsefe gibi alanlardan, önemli gördüğü ya da eleştirdiği bazı fikir adamlarının düşüncelerinden yola çıkarak aynı zamanda palyatif-disiplinli toplum mukayesesi de yapıyor. 

Palyatif toplumu, kitap üzerinden, “gerçekle” ilişkisi iyi olmayan, acının öğretici yönünü görmezden gelen, acıdan her fırsatta kaçmaya çalışan, acının kökten giderilmesi için uğraşmayıp bunun geçici çözümlerine yönelen, hazır sever bir toplum olarak tanımlamak mümkün. Disiplinli toplum ise bunun tam tersi.
 
Her toplumun içinde barındırdığı bir “palyatif” insan oranı vardır. Önemli olan bu oranın ne kadar olduğu ve onların hâkimiyet alanının ne derece olduğudur. Kitapta buna dair veriler yok. Daha çok bahsi geçen toplumların tipik özellikleri veriliyor.  

Eserde, günümüzde her yerde bir “algofobi”nin (acı korkusu) yaygın olduğu tezinden, siyasetin palyatifliği de konu ediliyor ve deniyor ki; “Palyatif siyaset acı verebilecek keskin reformlar ya da vizyonlar oluşturmayı beceremez. Bunun yerine sistemik bozukluk ve kırıklıkların üzerini örtmekle kalan kısa süre etkili ağrı kesicilere başvurur. Palyatif siyasetin acıya cesareti yoktur. Böylece her şey eskisi gibi devam eder.”.

Bugün tüm dertleri ve problemleri bir kenara koysak ve sadece ekonomiye yönelip ekonominin bir ucundan tutarak onu doğrultmaya niyetlensek, onun da altından deste deste palyatif siyaset anlayışının ucube uygulamaları çıkar. Bunun altından ise kimse kolay kolay çıkamaz. Biraz acı verse de mevcut ekonomik seviyeye gelmeden yapılacak birkaç hamle bile on yılların yok olmasının önüne geçebilirdi. Altkültürün palyatif politikacıları, günü kurtarmak için uyguladıkları bir çeşit anestezinin bedelini nesillere ödetecekler.    

Disiplinli toplumlarda, palyatif politikacılar genelde çok fazla sevilmez. Çünkü palyatif politikacılar ekseriyetle, gereksiz kelime oyunlarını seven, kendi karizması ya da bekasını genel menfaatin önüne koyabilen, disiplinli topluma çok da adapte olamayan insanlardır. Ama disiplinli toplumun sistem anlayışı, politikacıların bu palyatif açısını bastırdığından politikacılar kafalarına göre at koşturamazlar. Fakat palyatif toplumlar, disiplin ve sistemden ziyade palyatif politikacılara uydukları için hep birlikte bir sarmalın içine girerler ve bedelini tüm topluma ödetirler.   

Palyatif toplumun siyasi yönüne ek olarak kitaptan şu bölümü de ekleyebiliriz. “Palyatif toplum acıyı tıbbileştirerek ve özelleştirerek onu siyasetten arındırır. Böylelikle acının toplumsal boyutu baskılanır ve bastırılır. Yorgunluk toplumunun patolojik dışa vurumları olarak yorumlanabilecek kronik ağrılar hiçbir protestoya yol açmaz.”

Byung- Chul Han, acıya bir insanın nasıl bir açıyla bakması gerektiğini de söyler. Acı, hayatın her anında olabilir ve insan buna her zaman hazırlıklı olmalıdır. Yazar buna “kahramanca dünya görüşü” der. 

“Acının mekânı olarak beden daha üst bir düzene tâbidir.” 

Bu sözden anladığımız, beden, kendisinden öte “üst bir düzene tâbi” olur ve acının dengesini kurmayı başarır. Yazarın “kahramanca dünya görüşü” dediği açıya “klas duruş” da denir. “Klas duruş” sahibi bir insan, her an her şeye hazırlıklı olan, olan bitenden “pratik kurgu alanı oluşturabilen”, acıya ve dahi diğer olumsuz gibi görünen durumlara profesyonelce bakabilen, üst kimlik sahibi insandır. Bir toplumda ekseriyetle 2. ya da 3. nesilde, birçok ticari düzen alt üst oluyorsa orada yazarın bahsettiği “kahramanca dünya görüşünden” bahsedemeyiz. “Klas duruş” oraya yeterince sirayet etmemiş demektir. Haliyle de o toplum disiplin toplumu değil palyatif toplum olarak kalmaya devam eder.

“Acı” gerçektir. Yazarın deyimiyle “palyatif toplum hakikati olmayan toplumdur”. Hakikatsiz toplum ise gerçeği örter. “Acı kültürü” de olmadığından o toplum, olumsuz olaylara bir çeşit anestezi uygular. Bu da birçok kötülüğün er ya da geç ortaya çıkmasına ve olaylara bakış açısının daha da kötüleşmesine sebep olur. Birinin şehit olması kalanlar için acıdır. Şehitler ise “kutsaldır”. Ama şehitliğe olan bakış açısı yanlış ise o “kutsalı” birileri kullanır ve kendi hatalarını bu “kutsalla” rahatça örterler. Sözde kelli felli adamlar da önemli bir olayda asıl soruyu sormayı akıl edemezler. Slogan paylaşmakla kalırlar. Aynı palyatiflik terörü de gerçek manada bitiremez. 

Palyatif toplum, başkasının acısını yeterince içselleştiremez. Meselesi genelde kendinden ibarettir. Belli bir eşikten sonra o acı ya da acıyı yaşayanlar “ötekidir”. O toplum için artık bir anlam ifade etmez. Deprem bunun en bariz örneğidir. Olay sıcaklığını yitirdikten sonra ne sorulan sorular yanıt buluyor ne de herhangi bir hesap sorulabiliyor. Çünkü artık o acı palyatif toplum nazarında “öteki” oldu ve sözde her şey normale döndü. Bir de kanser olduğu için ilaç temininde zorlanan bir genç kızın, çapsız bir palyatiften yardım istemesi olayı vardı. Kız, çaresizlikle sözde devlet büyüğü olarak gördüğü kişiden yardım istemiş, o sözde devlet büyüğü ise kızın eline 3-5 kuruş para sıkıştırmıştı. O kişiye göre kız, aslında “öteki” idi ve ona göre muamele yaptı. Kız, bu muameleyi kabullenemedi ve o devletin yüz karası adama “Görüyorum ki çaresizliği hiç tatmamışsınız hayatınızda.” dedi. Bir süre sonra da hayatını kaybetti. Aslında o kızı bu palyatiflik, bu altkültür öldürdü. 

Palyatif toplumun mensupları insancıktır, bir nevi “ön insandır”. Siyasetten ticaretlerine, hayallerinden gerçeklerine kadar hepsi gerçeğin çok alt bir katmanındadır. Hâkimiyetleri tüm dünya üzerinde bitmelidir. 

Palyatif toplumları niçin öldürmeliyiz? Birçok sebep var ama yine en iyisi onları görmezden gelebiliriz.  
Nuri N. DOKUZOĞLU

Kaynak: 
1-Palyatif Toplum-Günümüzde Acı, Byung- Chul Han
2-*http://www.lugatim.com/s/palyatif