Nuri N. Dokuzoğlu

Nuri N. Dokuzoğlu


Yeterince Savunduk Haydin Ofansif Olmaya

18 Kasım 2021 - 09:12

Savunma mekanizmamız ne alemde? Neyi, neden, nasıl savunuyoruz? Çok mu muhafazakâr yetiştik? Ya da muhafazayı yanlış yerlerde mi yaptık? İşin psikolojik boyutunu basite mi aldık veya bilmiyor muyduk, geç mi öğrendik?

Psikoloji ve eğitimde çokça kullanılan savunma mekanizmaları yeterince öğrenilmediğinden, maalesef ki yalnızca çocuk yaşlarda değil ileriki yaşlarda da fazlası ile kullanılıyor. Bu, normal değil. Normal olmadığı idraki ile biraz bu mekanizmalardan bahsedelim istedim.

Savunma mekanizması hemen hemen her insanda var olan ve yer yer ortaya çıkan psikolojik bir durumdur. Ben, savunma mekanizmalarının bazılarından bahsederek ahalimizin bulunduğu konumun ne durumda olduğunun takdirini yine kıymetli kamuoyuna havale etmeyi düşünüyorum. Buyurun başlayalım.

İnkâr: Meydana gelmiş istenmeyen bir olay sonucunda kişinin, durumun benlik bütünlüğünü bozmadan olayı yok saymasına denmektedir. Yani kişinin gerçekleşen olumsuz durumu görmezden gelip sanki olay hiç yaşanmamış gibi yaşamaya devam etmesi durumudur. Olayın travma boyutu da var ki zaten o kısım ciddi bir rahatsızlığın sonucudur.

Yüceltme: Bu savunma mekanizmamız olumlu bir savunma mekanizmasıdır. Şöyle ki, kişinin ilkel dürtülerini toplumun isteyeceği yönde kullanarak daha faydalı hale getirmesidir. Saldırgan olan kişinin boks sporuna başlaması, kesici aletlerle oynamayı seven kişinin doktor olması gibi. Tabii bu ilkel dürtülere sahip kişinin normal bir çevrede bulunması ve doğru yönlendirilmiş olması şarttır. Yoksa ileride olacakları tahmin etmek çok zor olmasa gerek.

Bastırma: Kişinin kabul etmediği durumları bilinçdışına atmasıdır. Yani kişi, istenmedik durumları sürekli bastırarak bunu kabullenmekten uzaklaşır ve unutmaya çalışır. Burada bir duruma alışmaktan çok gerçekten kaçma, uzaklaşma söz konusudur. Bu da problem çözme noktasında bir eksiklik olacaktır.

Yer Değiştirme: Kişi istenmeyen bir durum karşısında buna neden olan temel dürtüyü bastırır ve bunu başka bir yöne çekmeye çalışır. Annesinden azar işiten çocuğun oyuncaklarına zarar vermesi, iş yerinde kötü bir olay yaşayan adamın evde bunu ailesine yaşatması veya üstünden fırça yiyen birisinin ona bir şey diyemediği için astını fırçalaması gibi.

Yansıtma: Kişinin rahatsız olduğu bir durumu sanki kendisinde değil de başkasındaymış gibi göstermesi durumudur. Bir tanıdığını sevmeyen bir kişinin aslında o tanıdığının kendisini sevmediği düşüncesine yine kendisini ikna etmesi durumudur.

Ödünleme: Kişinin başarılı olduğu alanlara yönelerek başarısız olduğu alanları kapatması durumudur. Yani başarılı olduğu alanlara yoğunlaşarak başarısını sürdürmeye çalışmaktan ziyade düşüncesinin temelinde diğer başarısız olduğu alanları kapatmak vardır.

Gerileme: Bireyin kendini güvensiz ve olumsuz bulduğu bir durumda, kendini güvende bulduğu zamandaki hareketleri yapmasıdır. Buradaki ayırım, kendini güvende hissettiği dönemde yaptığı hareketlerin aslında çok öncesinde başarılmış, mevcut durumda basit kaçan hareketler olmasıdır. Bir çocuğun, yeni doğan kardeşinden sonra emeklemeye çalışması gibi.
Aklıma, sürekli şanlı tarih vurgusu yapanlar gelmedi değil. Sonuçta bu mekanizmalar sadece çocuklarda olacak değil ya…

Karşıt Tepki Geliştirme: Kişinin kendi duygu ve düşüncesinin toplum nazarında yahut karşı tarafta kabul görmeyeceğini düşünerek düşüncesinin karşıtı bir düşünceyi savunmasıdır. Yaramazlık yapan misafir çocuğuna “çocuk dediğin yaramaz olur" türevinde bir tepki veren ev sahibinin durumu gibi. Ya da ideolojik bir bakış açısına sahip bir kişinin, toplumda yeterince yer edinemeyince mevcut toplumdaki insanlar gibi düşünmeye başlaması da örnek olabilir.

Bedenselleştirme: Bu durum, kişinin ruhsal sorunlarını bedeni üzerinden anlatmasıdır. Yani sorun ruhsal, zihinsel olduğu halde sanki sorun bedendeymiş gibi yansıtılır. Hastane fobisi olan bir kişinin hastane görünce midesinin bulanması durumudur.

Mantığa Bürüme: Bireyin aslında kabul etmediği bir durumu çeşitli sebeplerle haklı göstermesi durumudur. Bir çeşit kılıf uydurma da denilebilir. Arkadaş ortamına çağırılmayan bir kişinin “zaten benim işim vardı” gibi bir savunmaya geçmesi bu türdendir.

Yukarıda aktardığımız savunma mekanizmaları hemen hemen herkeste olan psikolojik durumlardır. Bakıldığında içlerinden bir tanesi (gerekli şartlar sağlanırsa) olumlu diyebileceğimiz bir içeriğe sahipken, diğerleri olumsuz içeriklere sahiptirler. Yine hepsi psikolojik bir durum ve de kişilikle doğrudan alakalı. Yani, kişiliği oturmuş, benliğini keşfetmiş, “Ben kimim?” sorusunun cevabına nail olmuş kişilerin yapmayacağı davranış şekilleridir.

Günlük hayatta farkındalığı yüksek tutmak, aklı her an kullanmak ve safsata dilinden uzak durmak bunlarla bağlantılı olamaz mı? Bu satırların sahibi bağlantılı olduğu kanaatinde ve bundan çok emin. Çünkü ne yaptığını bilen, kendini bilen ve kendinde olan bir kişinin neyi nasıl savunmasını bekleyebilirsiniz? Ya da buna ihtiyacı var mıdır?

Eminim ki bu savunma mekanizmalarını okurken, kendinizde ya da çevrenizde yaşadığınız durumlar film şeridi gibi gözünüzün önünden geçti. Belki de çoğunuz garip bir gülümseme ile okudu nedeninin farkında olarak. Evet, aslında komik ya da gülünç ya da korkunç... Neden korkunç? Çevremizdekilerin çoğunun böyle olması ihtimali, sürekli bir savunma hali ile yaşanıyor olması korkunç bir durumdur. Kişiliği oturmamış bir sürü insan: Kimi öğretmen, kimi doktor, kimi hâkim, kimi mühendis…

Savunma mekanizmaları, farkına varılmadıkça, kontrol altına alınmadıkça çok büyük ruhsal sorunlara yol açabilir ve normal gibi algılanarak hayatın öylece idame edilmesine sebep olabilir. Ülkemizde kaliteli ofansif yetişmiyor, ofansif yetiştirip, savunmayı bırakıp atağa geçme vakti gelmiştir.

Nuri N. DOKUZOĞLU 05.10.2019 (Proje 99)

YORUMLAR

  • 0 Yorum